Anlaşmalı Boşanma Davalarında Nafaka

Anlaşmalı Boşanma Davalarında Nafaka

Bu yazımızda sizlere anlaşmalı boşanma davalarında nafaka konusunu işledik.

Anlaşmalı boşanma davası sırasında hazırlanan protokollerde nafakaya ilişkin düzenlemeler olmak zorundadır. Bu düzenlemelerin yokluğu halinde ya da tarafların nafaka konusunda anlaşamamaları durumunda anlaşmalı boşanmanın gerçekleşmesi mümkün değildir. Eşlerin nafakanı; türü, miktarı, alacaklısı ve nafaka yükümlüsü konusunda mutabık olmaları gerekmektedir. Düzenlenecek protokolde nafakaya ilişkin hükümler açık ve anlaşılır olmak zorundadır.

Anlaşmalı boşanma sırasında eşin yoksulluk nafakası talep etmemesi feragat anlamına gelmektedir. Dava sırasında yoksulluk nafakasından feragat eden eş boşanma gerçekleştikten sonra yoksulluk nafakası talebinde bulunamayacaktır.

Anlaşmalı boşanma protokolünde iştirak nafakası belirlenir. Çocuğun ihtiyaçları ve masraflarındaki değişkenlik göz önünde bulundurularak boşanma sırasında belirlenen iştirak nafakasının artırılması talebi ile dava açılması mümkündür.

Anlaşmalı boşanma davalarında nafaka ödemesinin davanın açıldığı tarihten itibaren başlayacağı kabul edilmiştir.  Bu yüzden nafaka ödemesinin başlaması için davanın kesinleşmesine gerek yoktur.


Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arz eder.

Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.


Ancak, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir. (YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ 2013/17433 K.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir